Nasıl Ağladığını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Nasıl Ağladığını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Bir araştırmaya göre fiziksel acıdan kaynaklı gözyaşının içerisindeki kimyasal yapı, duygusal acıdan kaynaklı gözyaşındakinden farklıymış. Duygusal acıların da kendini göstermeye yani ifadeye yer istemesi ne doğal değil mi? Oysa ki iş ağlamaya gelince gülmek kadar yer açamıyoruz buna. Mindfulness acıdan kaçınmadan bir nazik şahitlik meselesi ise en insanca tepkilerimizden biri olan ağlama eylemi üzerine yazmak istedim.

Ağlayan birinin gözyaşını eliyle hızlıca sildiğini belki görmüş veya kitaplarda bu betimlemeye denk gelmişsinizdir. Bazen aynı dokunuş sonsuz bir şefkat içerse de aceleci ve üstünkörü yapıldığında anlarsınız; karşınızdaki kişi kendine ağlaması yabancı olabilir. Duyguları göz pınarlarından usul usul akarken belki kendi de bu yabancı durumu bir an önce gidermek ister. Ağlamayı, yardım istemeyi, hatta yorulmayı güçsüzlük olarak algılamak; kendi acımızdan kaçmakla sonuçlanabilir ve dolayısıyla bu durumla baş etme yeteneğimizin gelişimini engelleyebilir. 

Mindfulness gözyaşını silmez ama ağlamaya eşlik eder. O anda kalır; tüm duygu, düşünce ve beden hislerine merakla, nezaketle ve şefkatle şahitlik eder.

Mendil ikram etmez.

“Haydi gel dondurma yiyelim” de demez.

Mindfulness durumu geçiştirmez çünkü hemen çözüm bulmak gibi bir derdi yoktur. Görmeyi ister, derinlemesine.

Kişi kaygı ve korkusundan kaçmadan bu hallerine farkındalıkla yaklaştıkça, zamanı geldiğinde, kendine iyi gelecek şeyi bilinciyle seçmeyi öğrenir. Korkmak, ağlamak, keyiflenmek ve gülmek sadece birer insani deneyimdir. 

Geçicilik prensibi de burada devreye girer.. Hiç bir deneyim sonsuza dek sürmez. 




* zorunlu alan